Ali Ersin Gür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ali Ersin Gür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2016 Salı

SOLUN AÇMAZI, GURUP ÇIKARLARI, BİREYSEL ÇIKARLAR

Ali Ersin Gür  21.11.2016 DD facebook
Türkiye solunun açmazı, grupsal çıkarların genel devrim ve demokrasi mücadelesinin önüne çıkarılmasıdır. Bunun devamı olarak da kişisel çıkarlar, bu kez grupsal çıkarların önüne geçiyor. Bu zihniyet aşılmadıkça ülkede solun gelişmesini beklememek lazım. Bu krizi aşmanın yolu ise tamamen yeni bir anlayışla "doğrudan demokrasi yöntemini" hakikaten yaşama geçirmekten geçiyor.

****
Yanıt
Çetin Serfidan 22.11.2016 DD facebook

28 Ekim 2016 Cuma

DOĞRUDAN DMOKRASİ ÜZERİNE

(YENİ BİR PATİKA AÇMAK)
Ali Ersin Gür DD
Reel sosyalizmin çöküşü ve kapitalist sistemin Küba gibi ufak istisnalar dışında dünya genelinde egemen bir hal alması devrim ve demokrasi güçlerinin ciddi şekilde güç kaybetmesi ve zayıflamasına hatta bir çok devrimci yapının süreç içinde sürekli kan kaybederek nihayetinde yok olup tarih sahnesinden silinmesine yol açmıştır. Örneğin Tupamarolar gibi…
SSCB'nin dağılması sonrası Rusya ve Çin'de kapitalist ilişkilerin hegemonyası sonucu uluslar arası enternasyonalist dayanışma ciddi bir şekilde güç kaybetmiştir.

19 Ekim 2016 Çarşamba

I-NEDEN DOĞRUDAN DEMOKRASİ?

Ali Ersin Gür 27.11.2015 Doğrudan Demokrasi, 
Yeryüzündeki tüm iktidarlar, kendilerine itaat edilmesini isterler. Daha doğrusu iktidarın var olması için itaat edenlerin yani nesneleşmiş bireylerin varlığı ilk koşuldur. Bu sağlandıktan sonra insanoğlu, mutlaka itaat edecek bir güç yaratır. Öyleyse iktidarı bir daha varolmayacak şekilde tarihe gömmenin yolu, nesneleşmiş bireyi yeniden kendi doğal dünyasına, özne birey düzeyine dönüştürmekle mümkün olacaktır. Bunu başarmanın yolu tüm bireylerin eşit hak ve sorumluluklarla donatılmasından geçmektedir. Bu sağlanmadığı müddetçe; toplumda "eşitler arasında daha eşit" veya "eşitler arasında birinci eşitin" varlığı kabul edildikçe, yöneten ve yönetilen ayrımı devam edecek, dolayısıyla da iktidar açık veya gizli bir şekilde varlığını koruyacaktır.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

A-NEDEN ANAYASA MECLİSİ


        Ali Ersin Gür  DD
 Günümüz Türkiye’sinde toplumun tüm kesimlerine yakını 82 anayasasını “yeni ve demokratik” bir anayasa ile değiştirilmesini söylüyor olsa da TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin fiili duruş ve davranışları pek de bu düşünceye denk düşmemektedir. 
         Yeni ve demokratik anayasanın TBMM mi yoksa buna paralel olarak kurulmuş olan bir Anayasa Meclisi tarafından mı yapılması gerektiği konusundaki tartışma, aslında gerçekten yeni ve demokratik bir anayasa isteyenlerle buna karşı olanların tartışmasıdır. Zira az çok hukuk bilgisine sahip her vatandaş, pozitif hukuk kuralları içinde kalarak mevcut anayasanın tamamen kaldırılarak yerine yeni ve demokratik bir anayasa ihdas etmenin mümkün olmadığını görüyor ve biliyor.  Aksini iddia edenlere 82 anayasasının 4, 6, 148  ve 175.maddelerini okumalarını öneririz.  Anayasanın 4.maddesi, ilk üç maddenin değiştirilemeyeceği ve hatta değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini düzenlerken, 6.maddesinin son fıkrası da “…hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” demektedir.  175.madde,  anayasa değişikliğinde nasıl bir usulün uygulanacağı hususunu düzenlerken; 148.madde, Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Bütün bu düzenlemelerin doğrudan muhatabı TBMM’dir. Bu koşullarda 1982 anayasasına tabi bir iradenin, 82 anayasasını tamamen ilga ederek yerine yeni ve demokratik bir anayasa ihdas etmesi ne şeklen ve ne de hukuken mümkün değildir. Ülkemizde tali kurucu iradeyi temsil eden TBMM’nin şeklen ve hukuken yeni ve demokratik bir anayasa yapması teknik açıdan mümkün olmadığı gibi, aksi bir durum; 82 anayasasının dibacesinde ve yine 6.maddede açıkça ifade edilen “eğemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu”  ve “millet iradesinin mutlak üstünlüğü” ilkesiyle de çelişir.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

DOĞRUDAN DEMOKRASİ ÜZERİNE

Ali Ersin  Gür
Bugüne fiili müdahalede bulunmak, geleceği de bugünden zihinsel dünyamızda kurgulayabilmek için dünü ve geçmiş tarihi objektif bir tarzda kavramaya çalışmak, önemli bir faaliyet olarak algılanmalıdır.
Doğrudan demokrasi veya taban demokrasisi, 21.yüzyılın devrimci demokrasisi olmasına rağmen, ne yazık ki binlerce yıllık yönetsel alışkanlıklar ve gelenekler yüzünden bir türlü anlaşılamamakta ve hak ettiği yere oturtulamamaktadır. Oysaki doğrudan demokrasi, insanın nesnellikten kurtulup kendi doğallığına dönüşünü ifade eden en güzel yaşamı kurgulama biçimidir . Bir avuç profesyonel şarlatan politikacının tüm toplum bireyleri adına karar alması ve alınan kararlara bizleri uymaya zorlamasının önüne çekilen en güzel settir. Aynı zamanda yoldan çıkmış veya çıkarılmış olan insanlık katarının yeniden doğru yola döndürülme çabasıdır. Egemen kapitalist sistemin nesneleştirdiği tüm değerleri özneleştirme ve özneleştirdiklerini de yeniden nesneleştirme gerçeğine giden en insani ve vicdani mücadeledir. (İnsanın yeniden özneleşmesi ve buna karşılık metanın nesneleştirilmesi gibi... İnsanların yönetilmesi yerine, nesnelerin yönetilmesine doğru atılan en demokratik adım...)

22 Mart 2016 Salı

DEMOKRASİ ve GELİŞMİŞLİK

Bu kadar sığ ve kafası karışık insanın bir araya geldiği bir başka ülke var mı?
Çetin Serfidan  21.03.2016 DD facebook

Ne yazık ki toplumsal gelişmenin henüz bu aşasındayız.
Yerleşik ve üretebilen bir düzene geç geçen, göçer,avcı ve toplayıcı toplumların kaçınılmaz kaderi bu.
Afrika, Amerika ve Arap toplumları "kabile" ve "Aşiret" düzeyini aşamayan yada geç aşan yoplumlar bu kaderi yaşıyorlar.

24 Aralık 2015 Perşembe

DOĞRUDAN DEMOKRASİ

Doğrudan demokrasi, yeni bir siyasal ve toplumsal yaşamı hedefleyen, mevcudun dışında farklı bir yaşam kültürünü gerektiriyor. Tiranın yada liderin "her şeyi en doğru ben bilirim" anlayışının aksine herkesin bir çok şeyi en az benim kadar bildiğinin kabulü temeline dayanır. Bu yüzden de her şeye "ben karar veririm" anlayışı yerine "birlikte karar verelim" anlayışını savunur.
Öte yandan toplumu oluşturanlar; lider, şef veya tirana körü körüne itaat ve iradesini onun keyfi yönetimine tabi kılmak yerine kendi bugünü ve yarını hakkında kendisinin karar verdiği özgür, özne ve denk bireylerden oluşmuş bir toplumsal yaşamı inşa etmek için çaba sarf ederler.
Bugün için doğrudan demokrasi, dipten gelen dalga misali geleceğin demokrasisidir. Halkın kendi kendisini yönetmesidir, özyönetimdir.

27 Kasım 2015 Cuma

I-NEDEN DOĞRUDAN DEMOKRASİ?

Ali Ersin Gür  27.11.2015 Doğrudan Demokrasi
Yeryüzündeki tüm iktidarlar, kendilerine itaat edilmesini isterler. Daha doğrusu iktidarın var olması için itaat edenlerin yani nesneleşmiş bireylerin varlığı ilk koşuldur. Bu sağlandıktan sonra insanoğlu, mutlaka itaat edecek bir güç yaratır. Öyleyse iktidarı bir daha varolmayacak şekilde tarihe gömmenin yolu, nesneleşmiş bireyi yeniden kendi doğal dünyasına, özne birey düzeyine dönüştürmekle mümkün olacaktır. Bunu başarmanın yolu tüm bireylerin eşit hak ve sorumluluklarla donatılmasından geçmektedir. Bu sağlanmadığı müddetçe; toplumda "eşitler arasında daha eşit" veya "eşitler arasında birinci eşitin" varlığı kabul edildikçe, yöneten ve yönetilen ayrımı devam edecek, dolayısıyla da iktidar açık veya gizli bir şekilde varlığını koruyacaktır.
Her türlü iktidarın temelinde eşitsizlik yatar. Zira eşit özne bireylerden oluşmuş bir toplumda kişi ancak kendi rızasıyla ve istediğinde geri almak koşuluyla hak ve yetkilerini bir başkasına geçici bir süre için devredebilir. Ki burada söz konusu olan ve dikkat edilecek husus, yetki gaspı değil; gönüllülüğe dayalı bir yetki devrinden söz edilebilir. Kaldı ki bu durumda yetki devredilen kişi veya kurum, kendisine yetki verenlere karşı sorumludur ve onların denetimini peşinen kabul eder. Oysaki çağımızda hala hüküm süren tüm irili ufaklı iktidarlarda alenen bir yetki gaspı söz konusudur. Bu husus değişik biçimlerde maskelenmiş olsa da çağımızdaki tüm iktidarlar, kendisine ait olmayan bir takım hak ve yetkileri zorla başkalarının elinden alarak kendilerini var etmişlerdir ki itirazımız da bunadır.

21 Haziran 2015 Pazar

I-NEDEN DOĞRUDAN DEMOKRASİ?

  Facebook 
Yeryüzündeki tüm iktidarlar, kendilerine itaat edilmesini isterler. Daha doğrusu iktidarın var olması için itaat edenlerin yani nesneleşmiş bireylerin varlığı ilk koşuldur. Bu sağlandıktan sonra insanoğlu, mutlaka itaat edecek bir güç yaratır. Öyleyse iktidarı bir daha varolmayacak şekilde tarihe gömmenin yolu, nesneleşmiş bireyi yeniden kendi doğal dünyasına, özne birey düzeyine dönüştürmekle mümkün olacaktır. Bunu başarmanın yolu tüm bireylerin eşit hak ve sorumluluklarla donatılmasından geçmektedir. Bu sağlanmadığı müddetçe; toplumda "eşitler arasında daha eşit" veya "eşitler arasında birinci eşitin" varlığı kabul edildikçe, yöneten ve yönetilen ayrımı devam edecek, dolayısıyla da iktidar açık veya gizli bir şekilde varlığını koruyacaktır.

16 Haziran 2015 Salı

Doğrudan Demokrasi

Ali Ersin Gür  Doğrudan Demokrasi Facdebook
Çetin Arkadaşımızın birçok kaygı ve tespitine aynen katılıyorum. Bütün bu konuların tek tek ayrıntılı olarak konuşulup tartışılması ciddi bir ihtiyaç olarak kendisini dayatıyor. Bundan kaçınmamak gerekir.

Aslında önce yerellerde ve sonra da merkezi olarak düzenlenecek bir Türkiye Toplantısında bu hususları yüzyüze tartışmak en doğrusudur ancak ne yazık ki henüz böyle bir mekanizmayı yaşama geçirecek bir örgütsel olgunluğa ulaşamadık. Bu yüzden de mümkün mertebe kısa cümlelerle bazı konulardaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

25 Şubat 2015 Çarşamba

SEÇİMLER ÜZERİNE

Ali Ersin Gür 
İstesek de istemesek de 7 Haziran günü Ülke genelinde yapılacak seçimlerle 550 "temsilci" seçilecek. Böylece bu 550 seçilmiş kişi, 80 milyon insanı temsil edecektir. Bu demektir ki her bir "temsilcimiz" 145.454 kişiyi temsilen ceylan derisi koltuklara oturup şeflerinin işaretiyle parmak kaldırıp indirecektir. Tabii ki bir kez seçildikten sonra hiç kimse oy kullanmadan önce gelip bu temsil ettiği 145.454 kişinin fikrini sormayacaktır ama yine de bunun adına demokrasi denilecektir. Bu temsili demokrasi tam bir aldatmaca ve yalan üzerine kuruludur demektir.

13 Ağustos 2013 Salı

Osmanlı'da Yaşam

Ali Ersin Gür  Face Book
Osmanlı resmi tarihinde "üç kıtaya egemen" oldukları yazılır da halkın yaşamından nedense hiç bahsedilmez? Çünkü sarayın yaşamı ile halkın yaşamı tamamen birbirine zıt iki dünyayı oluşturmaktadır. Sarayda şaşalı bir yaşam sürerken; saraya gönderilen bazı raporlardan da anlaşıldığı üzere halk "aylarca ot yiyerek" yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. Sarayın o "muhteşem yaşamını sürdürmek için" halktan 72 çeşit şeri ve 96 çeşit de örfi vergi toplandığı gözönünde bulundurulduğunda birilerinin öve öve bitiremediği "ecdatlarının" ne kadar halkın sorunlarıyla ilgili olup olmadıkları da anlaşılmaktadır. Örneğin Solakzade, 1494-1503 tarihleri arasında yaşanan veba salgını ve kıtlık karşısında halkın durumunu ayrıntılı olarak anlattıktan sonra "...Hatta Bolu yöresinde, iki aydan çok ekmeksiz geçinip ot otladıkları anlatılmaktadır..." der. Yine 1564 yılında Çeşme'den Saraya gönderilen bir raporda halkın "ot otladıkları" yazılıdır. Bolu ve Çeşme'de hal böyleyken Anadolu'nun diğer yerlerinin farklı olması düşünülemez. Bu da Saraya karşı halkın tepki göstermesine neden olmaktaydı. Örneğin Busbecq anılarında, Kanuni Sultan Süleyman'ın Anadolu'da bir köylünün evine konuk olup geceyi orada geçirmesinden sonra köylünün o gittikten sonra "evinin murdar olduğunu düşünerek sular, tütsüler ve bir takım ayinlerle..." temizlediğini, bunu duyan padişahın ise köylüyü öldürtüp evini de temelden yıktırıldığını yazar.

19 Mart 2012 Pazartesi

ÖRGÜTLENME ÜZERİNE..!

Merhabalar, yaklaşık bir yıl önce kaleme aldığım bir yazıyı sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.
Ali Ersin GÜR  09/06/2010  Sol iletişim
 Toplumsal değişimi hedefleyen her siyasal oluşum, iktidarı elde etmeyi de mutlaka hedeflemek zorundadır. Yaşamı demokratikleştirmeyi ve toplumsal sorunlara çözüm üretmeyi hedefleyen her siyasal oluşum böyle bir görevle karşı karşıyadır ve bunun gereğini yapmakla yükümlüdür. İşin başında olmamızı gerekçe göstererek böylesine hayati bir görevden kaçınmamız mümkün değildir. Bu yüzdendir ki örgütlenme, çalışma tarzı ve mücadele anlayışımızı buna göre şekillendirmemiz gerekmektedir.