Taraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2013 Cumartesi

Cemaat meselesi üstüne

Nabi Yağcı  20/02/2012  Taraf
Yargı- İktidar kavgasında en çok konuşulan konu Gülen Cemaati oldu. Gülen Cemaati üstüne herkesten fazla bilgiye sahip değilim. Bu alanda uzman sayılan yazarların yazılarını, Cemaatçi olarak adı geçen yazarları dikkatle okumaya çalıştım. Sonuçta beni asıl ilgilendiren şey, Cemaat’in ne olduğundan çok Cemaat-iktidar ilişkilerine dair basının aldığı tutum, gösterdiği ilginç yaklaşım oldu.

11 Haziran 2013 Salı

Gezi’nin hayali, Kışla’nın hayaleti

Kesin olan bir şey varsa o da eşi görülmemiş bu sonuna kadar kendini kanıtlayan şuurlu sivilliğin bundan böyle İstanbul’un kalabalığını küçümsemeye kalkışacakların diline dolaşıp, boğazına dizileceği olsa gerek 
Prof.Dr.İhsan Bilgin  Taraf
Kışla, “vesayet rejimi”nin sembollerindendi. Tam da bertaraf edilmesinin eşiğine gelindiği bir dönemde bu sefer de birinin üstelik hayaleti, otorite alameti uğursuz bir bulut olarak İstanbul’un üstüne çöktü. Peki, nedir bu kışlanın ayrıcalığı ve özelliği. Açıklanamıyor. Hikâye bir noktada tıkanıyor. Sorular boşa çıkıyor. O zaman baştan başlayalım.

Gezi ile Kışla’nın hikâyesi

Selahattin Demirtaş: Demokrasi olmadan PKK dağdan inmez

Neşe Düzel / Selahattin Demirtaş  Taraf
“PKK dağda bekleyecek. Demokratikleşme olmazsa, özgürlükler garantiye alınmazsa, PKK’yi dağdan kimse indiremez. Barış, silahın susması değildir. Barış, silahın konuşma ihtimalinin kalmamasıdır.”“Kadın haklarında AKP ile uzlaşamayız. Biz özgürlükçüyüz. Anayasada, cinsiyet ve cinsel yönelim farkı olmaksızın herkesin eşit ve özgür olmasını öneriyoruz ve bu AKP’yi çıldırtıyor.”“Sekiz bakanlıktan daha fazla bütçe alan ve sadece Sünnilere hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal kurum olamaz. Din hizmetini devlet değil, cemaatler yürütsün. Bunun için çok direteceğiz biz.”
***

NEDEN SELAHATTİN DEMİRTAŞ
Medyada dürüst insanların susturulduğu, birçok medya mensubunun gazetecilikten vazgeçip çeşitli hesaplarla hükümet dalkavukluğunu seçtiği bir dönemde tarihî bir barış yapmaya hazırlanıyoruz. Asıl soru, böyle bir ortamda bu barış nasıl kalıcı olacak? AK Parti’nin “tek adam” düzeni öneren anayasa teklifleri kabul edilirse, bu ülke demokrasiden biraz daha uzaklaşacak. Demokrasiden uzaklaşarak barışı kalıcı kılmak mümkün mü? PKK’nın sınır dışına çıkması kalıcı barış için yeterli mi? BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, barışı “tek adam” sisteminin maskesi hâline getirmek isteyenlerin maskesini indiren çok dürüst ve net açıklamalar yaptı. Demokrasi ve barış arasındaki kuvvetli ilişkiyi en çıplak hâliyle ortaya koydu. Selahattin Demirtaş’ın bu açıklamaları, bu toplumun uğruna büyük bedeller ödediği ve hasretini çektiği gerçek ve kalıcı bir barış için umutları çok arttırıyor.

5 Mayıs 2013 Pazar

1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayanlar darbeci


Murat Belge Odatv/Taraf 
Taraf gazetesi yazarı Murat Belge, bugünkü köşesinde 1 Mayıs için Taksim’e çıkmak isteyenlerin “darbeci” olduğunu ima etti. Belge, 27 Mayıs’a gönderme yaparak “Bu stratejinin özü, her fırsatta gerilim, mümkünse fiziksel çatışma çıkarmak. AKP 2002’de hükümet kurduğundan beri uygulanıyor, ama gerçek tarihi çok daha eskilere dayanıyor 27 Mayıs’ı hazırlayan 27 Nisan’a kadar.” diye yazdı.
İşte Murat Belge’nin köşesinden ilgili bölüm:
“(…) Öte yandan, “ille de Taksim!” diye dayatanlar açısından da, çukur bir “gerekçe” olabilirdi. Taksim’in bugünkü hâliyle, kimse onlara “Niçin ısrar etmediniz?” diye sormazdı. Ama ısrar ettiler. Bu, 1 Mayıs’ın kutlanmasından çok, AKP’ye muhalefet etmenin çizilmiş stratejisinin gereğiydi.

22 Şubat 2013 Cuma

Başbakan’ın açtığı yol

Erol Katırcıoğlu  Taraf / Küyerelmail
Doğrusu İslami bir söylemin içinden de söylenmiş olsa Başbakan Erdoğan’ın “ayrımcılık ve milliyetçilikle”ilgili sözleri çok önemli. “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmekle ve bu nedenle de ayrımcılığa karşı olmak”la, “Yaradılanı salt bir insan olduğu için sevmek ve bu nedenle de ayrımcılığa karşı olmak”arasında, ne derler bir “Çin seddi” de yok. Burada önemli olan “din içinden” de olsa, modern bir“demokrasi söyleminin içinden” de olsa insanlar arasında “ayrımcılığın” ve bunun bir tezahürü olan“milliyetçiliğin” insanlık için savulacak bir ideoloji olmadığının vurgulanıyor olması.
Böyle bir söylemin bugün Türkiye’de “başbakanlık” düzeyinde söylenebiliyor olmasının önemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisine ve “Türk milliyetçiliğine” karşı en yüksek perdeden söylenmiş eleştirel bir söz olmasından geliyor. Bir başka deyişle Cumhuriyet’i kuran elitlerin bir ulus-devlet oluşturmak için sarılmış oldukları “Türk milliyetçiliği”nin bir işe yaramamış olduğunun yıllar sonra bir tür kabulü anlamına gelmesi Başbakan’ın söyleminin önemini de büyütüyor. O nedenle de Devlet Bahçeli,“Başbakan artık Türk milletinin şah damarına basmıştır. O koltukta oturması millet için zulümdür”demekten kendini alamıyor.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Taraf ABD gözüyle bakıp, sosyalistlere saldırıyor

Emek Partisi GYK Üyesi  Evrensel
Taraf gazetesi uzun zamandır emperyalist savaşa, işgal hazırlıklarına karşı çıkan, ülkelerin içişlerine müdahaleyi doğru bulmayan, barış diyen, Suriye'ye müdahaleye hayır diyen sosyalistlere saldırıyor.
Suriye konusunda Taraf gazetesinin misyonu, köşe yazarlarının önemli bir bölümünün çabası dezenformasyon yoluyla ABD ve AKP'den beklenti yaratmak olarak özetlenebilir. Bunun için ABD karşıtlığına, emperyalist savaş ve planlara karşı çıkanlara, sosyalistlere  "Yerli Baascı'lar" ve "Baascı'ların beşinci kolu" diye suçlamalarda bulunuyorlar. Ucuz suçlamalar, kolay etiketler yapıştırıveriyorlar.
En son Taraf gazetesi yazarları "sol sosyalist partiler neden çember sakallılara karşı"  diye bir tartışma açtı ve meseleyi laik-İslamcı bir şablona sokmaya çalıştı. Salı günü Taraf gazetesinin köşe yazarı Yıldıray Oğur, bütün  "sol", sosyalist partileri sayarak hepsini aynı kategoride değerlendirerek  "Türk solu ve çemberli sakallılara karşı" değerlendirmesinde bulundu.  Çarşamba günü aynı koroyu bu sefer Hadi Uluengin sürdürdü. Bu koro ve solo düzeydeki çabanın süreceği anlaşılıyor.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Kot taşlama işçileri: Ölüm sırası bizde biliyoruz

Yakalandığı Silikozis hastalığı nedeniyle ciğerleri parçalanarak ölen Vedat Yıldırak’ın hasta arkadaşları isyan etti

T24/Taraf
K4ot taşlama işi sırasında yakalandıkları hastalık yüzünden makineye bağlı olarak yaşamaya çalışanlar, henüz dört gün önce bir arkadaşlarını aynı hastalıktan kaybetti. Şimdi ise “Ölüm sırası bizde. Biliyoruz” sözleriyle, yaşamaya çalışıyorlar.
Bahar Kılıçgedik'in Taraf'ta yayımlanan haberi şöyle:

21 Mayıs 2012 Pazartesi

İşçilerin parası 'artist şampanyası'na harcandı!

Sendikalardaki yolsuzluklar kitap oldu. 300 liralık rakı, roka diye fatura edilmiş, konsomatrise ısmarlanan şampanya işçinin parasıyla ödenmiş
Deneyimli sendikacı ve ODTÜ öğretim görevlisi Yıldırım Koç, Epos Yayınları tarafından yayımlanan ve bugün piyasaya çıkacak Sendikada Yolsuzluk Yapmanın El Kitabı adlı çalışmasında yakın geçmişte sendikalarda yaşanan inanılmaz boyutlardaki yolsuzlukları anlattı.
Ertan Altan  Taraf / T24
Rakı, roka diye fatura edildi
Ertan Altan'ın Taraf gazetesinde yayımlanan haberine göre; Sendikacıların renkli yolsuzluk yöntemlerine yer veren Koç'un yazdığına göre, bilinen bir sendika başkanı lüks bir restoranda eşiyle yediği "mavi ıstakozu", işverenlerle yapılan bir görüşmede "yenmiş" gibi gösterdi. Pavyonlarda konsomatrislere ısmarlanan "artist şampanyaları" sendikaya fatura edildi. Faturanın üzerindeki "rakı" ibaresi ufak bir değişiklikle "roka"ya dönüştürüldü.

15 Mayıs 2012 Salı

O "Taraf" parçalanıyor

KESK'in darbeci olduğu iddialarıyla yükselen solu itibarsızlaştırma operasyonunda 1 Mayıs katliamının solcuların eseri olduğu iddialarıyla vites büyütülmüştü. Halil Berktay tarafından başlatılan, Oral Çalışlar tarafından desteklenen ve asıl olarak Taraf gazetesinden sürdürülen bu operasyon nedeniyle gazetede yaprak dökümü sürüyor 
07/05/2012   Sendika Org

1 Mayıs 1977 katliamında kontrgerillayı aklayarak yaşananları “sol içi çatışma” olarak haber yapan ve solu itibarsızlaştırma operasyonunda vites büyüten Taraf’ta yaprak dökümü sürüyor. Ümit Kıvanç’tan sonra Nabi Yağcı da gelişmelere tepki gösterdi ve gazeteden ayrıldı. 

Yağcı tartışmalarda katliamın sorumlularından biri olarakgösterilen eski Türkiye Komünist Partisi’nin yöneticilerindendi ancak son yıllarda sosyalist sol ile tüm ilişkilerini keserek AKP’yi olumlayan kimi yazılarıyla öne çıkmaktaydı. 

Yağcı’nın istifası Taraf gazetesinde simgeleşen sol-liberal / dinci-muhafazakar ittifakının çözülme eğiliminin işaretlerinden biri. 

Nabi Yağcı’nın “Üzgünüm” başlıklı son yazısı şöyle:

13 Mayıs 2012 Pazar

1 Mayıs'77 tartışması, Taraf gazetesinin tutumu nedeniyle boğuldu...

12/05/2012   » Bağımsız Sesonline. Net 

[Sesonline] Tarihçi Prof. Halil Berktay'ın bir TV programında konuşması ve ertesi gün de, kendisi ile yapılan benzeri içerikteki röportajın Taraf gazetesinde yayınlanması ile başlayan tartışma, Taraf gazetesiningazetecilik ilkelerini ayaklar altına alan, somut olarak veri ve belgelere dayanmadan itham edici bir dil kullanması ile adeta boğuldu. taraf gazetesi, tartışmayı adil sürdürmediği, sistemli olarak 1 Mayıs'77 meselesinde yalan, uydurma haberlere başvurduğu, demeç ve açıklamalarda tahrifatlar yaptığı, sola "nefret" dili ile yaklaşan manşetler attığı gerekçesi ile yoğun eleştiri aldı. Taraf gazetesinin bu tutumundan ötürü okuyucularından özür dilemesi beklenirken, Kurucu Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın "Sol ve Greta Garbo" başlıklı yazısında, gazetenin yayın politikasını eleştirerek gazeteden ayrılanları "söyleyecek sözü kalmamış 'solcu'.." olarak nitelemesi Taraf'ın aynı yayın politikası izleyeceğinin işaretlerini veriyor.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Ümit Kıvanç Taraf'ın manşetine kızdı, gazeteden ayrıldı!

Taraf gazetesi yazarı Ümit Kıvanç, gazetesinin Bülent Uluer'le yaptığı görüşmenin "İlk kurşun Maoculardan" denmesini kötü niyetlilik sayarak gazeteden ayrıldı
T24
Ümit Kıvanç
(Taraf - 5 Mayıs 2012)
Hoşçakalın
1 Mayıs 1977’nin ertesi günü Günaydın gazetesi, operasyon icabı, “Maocular Taksim’i kana buladı” ya da “...işçi bayramını kana buladı” manşetiyle çıkmıştı. Hangisiydi tam hatırlayamıyorum, ikisinden biri. Bizim gazete de buna benzer bir yayını sürdürmeye girişti.
1 Mayıs 1977, iyi tasarlanmış bir devlet operasyonuydu. Solcular arasındaki akıl almaz gerginlikten yararlanarak, birileri, sosyalistlerin belini bir daha doğrulmayacak şekilde kırdılar. O meydana birçok yerden ateş açıldı. İnsanları vurup öldürmekten çok, panik ve izdihama yolaçma gayesiyle. (Yine de, vurulanlar oldu.) Alanın çevresinde görevli polislerin çoğunun bile olacaklardan haberi yoktu. “Vazifeliler” belli ki daha sıkı ve gizli bir operasyonun ruhuna uygun olarak hazırlanmıştı. Velhâsıl, 1 Mayıs 1977, bir katliam girişimiydi, otuz küsur insanın öldüğü bir olaya ille de katliam denmek istenmiyorsa.

20 Ocak 2012 Cuma

Taraf'tan bir cacık olur mu?

GÜRKAN HAYDAR KILIÇARSLAN  09/01/2012 BirGün
TSK uçaklarının sadece kaçakçılık yapan 35 Kürt yurttaşımızı bombalamasına “talihsiz bir olay” demek için normal bir insanın bir hayli ‘geniş’ olması lazım. O kadar geniş olmalı ki o insan, benzer bir yanlışlıkla Mavi Marmara’da 9 Türk yurttaşını öldüren İsrail ordusuna da aynı genişlikte bakabilmeli. Oysa garip bir şekilde, 9 Türk yurttaşını öldüren İsrail devleti Türkiye’deki siyasi iktidar tarafından “öldürmeyi çok iyi biliyor” olmakla suçlanırken 35 Kürt yurttaşı hem de kendi topraklarında öldüren Türkiye devleti “öldürmeyi çok iyi bilmiyor” gibi sanki. Öyle ya! Yanlışlıkla 35 yurttaşını öldüren bir devletin öldürmeyi pek de iyi bildiği söylenemez. Fakat ne enteresandır ki, öldürmeyi çok iyi bilmeyen bir devlet İsrail’in öldürdüğü 9 kişiye nispet yaparcasına bir batında 35 kişiyi öldürebiliyor. Bu ne yaman bir paradokstur!


İktidarın bu olay karşısında malum bir soğukkanlılıkla muhalefeti suçlayıp TSK’ye teşekkür etmeyi ihmal etmemesi hepimizin nasıl tehlikeli bir ülkede yaşadığımızın bariz kanıtı oldu. Bilmeye biliyorduk ama tehlikenin boyutları hakkında biraz daha fikir sahibi olduk böylece. Neticede durup dururken güvenlik kuvvetleri tarafından öldürüldükten sonra hakkımızın peşine düşenlere de saldıracak bir iktidar varmış bu ülkede.

18 Ekim 2011 Salı

Ahmet Altan: İşçi ölümleri yüzde 60 oranında arttı

“Rakamları bir daha kontrol edelim” dedim.
 "Palavra"
Ahmet Altan  04/10/2011  Taraf  /  T24
Evet, rakamlar söylendiği gibiydi, yazılışında bir hata olmamıştı.
“Bunu açıklayan kaynaklar güvenilir mi, ona da bakalım” dedim.

Kaynaklar da ciddiydi, bu rakamları yayınlayan İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin üyeleri arasında birçok akademisyen, işçi, avukat, iş müfettişinin yanı sıra DİSK, Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi kuruluşlar da vardı.
O zaman, nasıl büyük bir faciayı nasıl sessizce geçiştirmekte olduğumuzu daha iyi anladım.
İş Güvenliği Meclisi, 30 günde 43 işçinin iş kazalarında öldüğünü açıklıyordu.
Ülkenin dört bir yanında mütemadiyen işçiler ölüp duruyordu.