Nadi Öztüfekçi Tustav
Uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Zor bir konu… Çünkü eğer anlatımını düzgün oturtamazsan herkes bir yanından tutar, anlatmak istediklerinin tam tersi bir söyleme ister istemez çanak tutmuş olursun. Bir bakmışsın her davranış ve söylemi ile bembeyaz parlayan bir dostun; “çok haklısın dostum, ben de çok kızıyorum bunlara, en iyisi silip atacaksın arkadaşlıktan.” diye seni tebrik edebilir, ya da hiç de kastetmediğiniz bir başka dostunuz da “ Ya öyle mi? Bizi beyaz komünist olarak görüyorsun ha? Demek, sen de... Neyse öyle olsun.” gibisinden sana gönül koyabilir. Dedim ya zor konudur. Söylemek istediklerini iyi anlatmak zorundasın.
Ama yine de anlatmayı deneyeceğim. Anlatmak zorundayım. Çünkü öteden beri kendimce gözlemlediğim, yine kendimce rahatsız olduğum bir haldir bu “beyaz komünistlik.”
Fazla ilerlemeden hemen altını çizmek istiyorum. Beyaz Komünistlik öncelikle bir davranış biçimidir ve bu davranış biçimine benim de kendimce verdiğim addir. Elbette bu ad bazı kişilere daha çok yakışmaktadır. Ama birçok kez, hemen tüm komünistlerin içine düştükleri sırnaşIk, bulaşıcı, hastalıklı bir davranış biçimidir. Çevresindeki arkadaşlarından başka bir yere koymaktır kendini. Belki bana da bulaşan bir davranış biçimi… Belki diyorum; zira bu elbiseyi giydiğinde insanın kendi beyazlığını görmesi zordur. Beyazlık daha çok karşıdan görünür.