Hikmet Kıvılcımlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikmet Kıvılcımlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2013 Pazar

Nail Satlıgan  11/10/2011  Yalansız

Türkiye’de sol hareketin ayrıksı şahsiyetlerinden Hikmet Kıvılcımlı, bundan tam 40 yıl önce, 11 Ekim 1971 günü, o dönemde Yugoslavya adını taşıyan ülkenin başkenti olan Belgrad’da hayatını yitirmişti. Belgrad’da ölmesinin nedeni, hayatının 70 yaşına merdiven dayamış olduğu bir aşamasında 12 Mart askeri rejiminden kaçmak zorunda kalmasıydı. Ölümünün 40. yılında, kendisini partimizin literatüründe daha evvel yayınlanmış bir yazıdan pasajlar yayınlayarak anıyoruz. Aşağıdaki pasajlar, Nail Satlıgan’ın Devrimci Marksizm dergisinin Kasım 2006 tarihini taşıyan 2. sayısındaki “”TKP, Mihri Belli, Hikmet Kıvıcımlı” başlıklı (bir konuşmanın kaydı olan) bir yazısından alınmıştır.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Nail Satlıgan’ın Ardından

Demir Küçükaydın  Tustav
Daha bir gece önce Ergun’a (Aydınoğlu) Nail’in durumunu sorduğumda, “Doktoru yakında kaybedeceğimizi söylemiş” demişti. Bu gece yarısı, yatmadan önce maillere baktığımda, kaybettiğimizi öğrendim.
Uyku tutmadı. 2001 yılında yapılmış Kıvılcımlı Sempozyumu video ve resimlerinden Nail ile ilgili olanları derleyip paylaşarak, onunla ilgili anıları hatırlayarak bir “veda töreni” yapmaktan başka bir şey gelemezdi elimden.
Cenaze yapılacağını sanmıyordum. İç tutarlılığa değer veren bir Marksist olarak muhtemelen cesedini bir üniversitenin tıp fakültesine kadavra olarak bağışlayacağını tahmin ediyordum. (Az önce Sami (Sarı) öyle olduğunu söyledi.) Tanıdıkları ve dostları bu vesileyle bir zaman baskısı olmadan, insanların zamanlarını ayarlayıp veda edebilecekleri bir toplantı tertiplerler mi? Bilmiyorum. Olsa da yetişme şansım pek yok. Bu durumda Nail’e bir yazıyla veda etmekten başka şansım yok gibi görünüyor.

27 Mart 2012 Salı

Kıvılcımlı ve Gerici Ulusçuluk

(Tersinden Kemalizm’den bir Bölüm)
Demir Küçükaydın
Marksizm başlangıçta Demokratik Cumhuriyet biçiminde ifadesini bulan asgari programla bu modern toplumun devrimci döneminin dinini savunurken, bir din ve ulus teorisi olmadığından, modern toplumun dininin ve ulusçuluğun kendisini hiç sorgulayamadığından, yani bir teorisi olmadığından, zamanla kendi öznel niyetlerinin aksine bu dinin en gerici biçiminin bir savunucusu olur.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Geç kalan özür özür değildir

Zülfikar Özdoğan /Suat Bozkuş  29/11/2011   Tustav
Dersimli alevi kürdlere yapilan zulüm sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin, sadece CHP'nin, sadece kurulu duzeninin bir 'ayıbı' değildir, ayni zamanda ve özellikle komünistlerin, o dönemin tek partisi TKP'nin ayıbıdır. 
Çünkü TKP o dönemde yapığı açıklamalarda Ankara Hükümeti'nin Dersim'de uyguladığıbu zulmü açık ve net bir biçimde onayladı. Bunun en önemli kanıtı R.Davos imzalı Ý. Bilen yazısıdır. Bu konuyu daha önce bu grupta ele aldığım için tekrar etmek istemiyorum. Ayrıca R. Davos'un ilgili yazısı birçok yerde yayınlandı. Internet'de bile rahatlıkla bulunabilir.
İsin ilginç tarafı, TKP, daha sonraki omrunun hic bir safhasinda, Bilen'in olumunden sonra bile bu konuda net bir aciklama yapmadi. Yani bu utanç verici tutum TKP'nin tarihinde kara bir leke olarak kaldı. 
Gönül isterdi ki, mevcut hükümetten önce komünistler bu konuda özür dilesin, hem geçmişlerindeki bu kara lekeyi temizlesin, hem de topluma öncülük etsin. Anlaşılan o ki, bu anlamda komünistlerin gidecek daha çok yolu var! 
Ayrıca geç kalan özür, özür değildir. Olsa olsa bir itiraftir. Bedeli ise sadece utançtır.


Suat Bozkuş
Zülfikar arkadaş,

12 Kasım 2011 Cumartesi

Aklımızdaki soru

Erol Katırcıoğlu   Küyerel
Rahmetli Doktor Hikmet Kıvılcımlı buralarda pek görülmeyen bir cesaretle Marx ve Engels’in çalışmalarına ek olabilecek bir çaba içine girmişti 1960’larda. Eklemek istediği ise Marx ve Engels’in inceledikleri “sosyal devrimler”den önce tarihin akışını “tarihsel devrimlerin” biçimlemiş olduğu düşüncesiydi.

Yani sınıfların oluşmadığı, toplumların aşiretler halinde yaşadığı dönemlerde de toplumsal değişimler yaşanmış ve bu toplumsal değişimlerin motoru “sınıf savaşları” değil, “barbarlar ve medeniler” arasında gerçekleşen savaşlar olmuştu.

Doktorun derdi esas olarak Marx ve Engels’e bir katkı yapmak değildi bence. Asıl derdi başta Türkiye olmak üzere, tüm Doğu toplumlarının Batı’dan farklarının temelleri üzerine düşünmek buradan değişimin bu toplumlara özgü yanlarını keşfetmekti.