Lenin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lenin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2016 Salı

VİRÜSLÜ DOĞDULAR (!) A YANIT

Sosyal demokratların, devrim karşıtlarının EKİM DEVRİMİ öncesi ve sonrası söylediklerinin günümüzün “UTANGAÇ” versiyonu. 

Bu sözlerim kesinkes, Lenin sonrasının yapılan hatalarını günahlarını onaylamak yok saymak anlamına gelmesin, yorumlanmasın sakın. 

Eğer bir "virüs aramak" gerekiyorsa;
Bunu toplumların tarihsel süreçlerinde (bu birilerine göre saçmalamak olsa da) ve özellikle Lenin'in o çağa göre çok ileri bir önerme olan (TÜM DÜNYADA FEODAL DÜZEN ve DOĞAL OLARAKTA MERKEZİYETÇİLİK REVAÇTA ve EGEMENKEN) “Demokratik Merkeziyetçilik” ilkesinin, Lenin’in ölümünden sonra “Demokratik” kısmını sürekli geliştirecekleri yerde yok sayıp yada buz odasına koyup dondurup, unutturanlar da “KATI BİR MEKEZİYETÇİLİĞİ TEK ADAMLIĞI (bugün Türkiye’de ve bir çok ülkede olduğu gibi) ve MUHALEFETSİZLİĞİ” kutsayanlarda aramak gerekir.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Devrimci Duruş...

 
MuraT Çolak  26.06.2015  Doğrudan Demokrasi  Facebook

Doğal, toplumsal ve düşünsel sürecin değişken momentler üstüne kurulu olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Tarihsel olarak yadsınmanın yadsınmasını vurgulamak istiyorsak bu da toplumsal-siyasal tüm etkin süreçlerin temelinde yatan iktisadi form içinde kendini dışa vurur. Hal böyleyken, diyalektik açıdan nesnelliğin ve onun yansıması olan düşünsel-fikirsel gelişimin durağanlığından zaten söz edemeyiz. Biz, hala, hareketin hareket halinde sürekliliğini tartışır durumda olursak, başını almış gitmiş olan realite bizi zaten savurup atar.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

[Lenin / Devrimciler Gerici Sendikalarda Çalışmalı mı?]


İsmail Semercioğlu 24/05/2014 Facebook
Gerici sendikalarda çalışmamak demek, gerektiği kadar gelişmemiş olan ya da henüz geri olan işçi yığınlarını, gerici liderlerin etkisine, burjuvazi ajanlarının, aristokrat işçilerin ya da "burjuvalaşmış işçilerin" etkisine terk etmek demektir 
Komünistlerin gerici sendikalara katılmamasını savunan gülünç "teori", "sol" komünistlerin "yığınlar" üzerinde etki sorununu nasıl hafiflikle ele aldıklarını ve bu yüzden "yığınlar" kelimesini nasıl kötüye kullandıklarını gösterir. "Yığınlara" yardımcı olabilmek için, onların sevgisini kazanabilmek için, davaya katılmalarını ve desteklerini sağlayabilmek için, oportünist ve sosyal-şoven olarak, çoğunlukla –doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak– burjuvaziyle ve polisle bağlantıları olan "liderlerin" önümüze çıkaracakları güçlüklerden, başvuracakları hilelerden, kuracakları tuzaklardan, hakaretlerden, baskılardan yılmamak gerekir. Ve mutlaka yığınların olduğu yerde çalışmak gerekir.
Asıl, kurumlarda, derneklerde, örgütlerde, proleter ya da yarı-proleter yığınların bulunduğu her yerde (bunlar en gerici eğilimde olsalar bile) yöntemli, azimli, inatçı ve sabırlı bir bilinçlendirme çalışmasıyla bütün fedakârlıkları göze almak, en büyük engelleri göğüslemeyi bilmek gerekir. Sendikalar ve (bazı durumlarda) işçi kooperatifleri ise, yığınların bulunduğu örgütlerin ta kendileridirler.
(…)
Çünkü komünistlerin bütün görevi, bilinçlenmede geç kalanları inandırmayı bilmek, onların arasında çalışmayı bilmektir, yoksa çocukça uydurmalardan başka bir şey olmayan "sol" sloganlar ileri sürerek onlardan ayrılmak değildir.
[Lenin / Devrimciler Gerici Sendikalarda Çalışmalı mı?]

19 Şubat 2014 Çarşamba

Barış Sorunu Üzerine

Gül Evren (Lenin) 18/02/2014  Siyasi Haber

(*) – (**)Bu yazıda imza Gül Evren diye atılmış ise de, yazı ile yazar olarak ilgisi yoktur; gerçekte Lenin tarafından yazılmış Barış Sorunu yazısının tıpkısının aynısıdır. Sadece bana, “Sosyalistlerin HDP’de ne işi var?” diye soran “darkafalı” sosyalistlerin, sordukları sorunun siyasal sonuçlarının ulusal darkafalılık ötesinde şovenizmle malül olduğunu anlatmak için en iyi yol bu, onlara sorunu bir Lenin makalesi üzerinden bir daha okutmak, gibi göründü. Makalede ilgili yerlere Türkiye koşullarına göre ilgili öznelerin adını yazmak dışında bir değişiklik yapılmadı. Bir başkası onlara basitçe “ulusal gurur” pençesinde şovenizme dörtnala koşan dar kafalılar deseydi, kim bilir ne hakaretler edeceklerdi. Aşağıda, Lenin diyor. Şimdi, kendilerince kutsallaştırılan Lenin’e etsinler… Lenin, ne bir kutsal kişi, ne de söyledikleri değişmez kuraldır, çağının devrimcisiydi ve çağın devrimcilerine yol gösterebilir, ışık yakabilir. Ama aşağıdaki yazısı, işçi hareketinin mücadelesi ile evrensel haklar listesine yazdırdığı bir ilkeyi de savunduğu için Leninizm diye anılacak bir toplam varsa o toplamın en önemli parçalarından biridir. Belki de böylece, kendisini Leninist sayan içlerinden bazıları, düştükleri “oximoron” halini görüp cehenneme iyi niyetle taş döşemekten vazgeçerler…
İyiniyetli olanlara, HDK’nin Türkiye ve Kürdistan sosyalistlerinin tarihsel-stratejik ittifakının bir ürünü olduğu; programının da demokratik ve sosyal cumhuriyet uğrağının programı ile büyük oranda örtüştüğü ve ayrıca HDP’nin, Lenin’in makalesinde sözünü ettiği barış arzusundan doğan devrimci görevlerin, bir aşağıdan devrim perspektifi içinde, günümüzün Bolivya’da, Venezüela’da görülen hükümet ederken sosyalizm için mücadeleye dayalı geçiş örneklerini de dışlamayan bir siyasal olanağın somut mücadele aracı olduğu belirtilmelidir. Gerisi, ulusal soruna yönelik darkafalılık değilse, açıkça bilinçli bir şovenizmdir.
Bu bilinçli şovenistler, daha da gür şekilde bayrak sallamaya devam edeceklerdir elbet, onların yanı 1915’deki Kautsky’lerin yanıdır, vatanı savunmaya, CHP’ye payanda olmaya ve bayrak sallamaya devam etsinler. [Eklediğimiz bölümler italiktir. Orijinalinde ara başlık olmadığından ara başlık kullanılmamıştır.]
Gül Evren

20 Temmuz 2013 Cumartesi

RUS GENÇ KOMÜNİSTLER BİRLİĞİ'NİN 3.TÜM RUSYA KONGRESİNDE YAPILAN KONUŞMA-V.I.Lenin

2 Ekim 1920

Burjuvaziyi alaşağı etmek, daha yaşlı bir neslin görevi oldu. O zamanlar başlıca görev, burjuvaziyi eleştirmek, yığınlar arasında burjuvaziye karşı nefret doğurmak ve güçlerin birleştirilmesi için gerekli sınıf bilincini ve yeteneği ortaya çıkarmaktı. Yeni nesil ise çok daha karmaşık bir görevle karşı karşıyadır. Sizin göreviniz, yalnızca kapitalistler tarafından tezgahlanan bir saldırı karşısında işçi ve köylü hükümetini koruyacak biçimde güçlerinizi birleştirmekten ibaret değildir. Hiç kuşkusuz bunu da yapmalısınız. Bu, hepinizin açık bir biçimde gördüğü, bir komünistin kolayca ayırt ettiği bir görevdir. Ama bu yeterli değil. Sizler, komünist bir toplum kurmak zorundasınız. Birçok bakımdan, işin yarısı tamamlanmış durumdadır. Eski düzen, layık olduğu biçimde yıkılmıştır; gerektiği biçimde enkaz haline getirilmiştir. Ortaklık temizlenmiştir ve bu temizlenen zemin üzerinde, genç nesil komünist toplumu kurmalıdır. Kuruluş görevi ile karşı karşıyasınız ve bu görevi ancak çağdaş bilimi tümüyle özümsemekle, komünizmi donmuş, cansız, ezberlenmiş formüllerden, reçete ve talimatlardan, güncel çalışmalarınızda bölünmezliği sağlayan yaşayan gerçeğe dönüştürebilmekle, komünizmi tüm pratik çalışmalarınızda bir kılavuz haline getirmekle yerine getirebilirsiniz.

18 Mart 2013 Pazartesi

Marks,Engels ve Lenin

Bilal Sen   Tustav
Kureyel Dusunce Platformunda, Halil Berktay arkadasin,16 Mart 2013  tarihli,"Devrimin Yeni Formulu" baslikli yazisini okuduktan sonra  asadaki alintilari aktarma zorunlugunu  duydum

13 Kasım 2012 Salı

Ekim’i yorumlamak

Ferdan Erkut  08/11/2012  Küyerel
Bundan tam 95 yıl önce “dünyayı sarsan on gün” yaşandı. İşçiler dünya tarihinde ilk kez bir devlet kurucusu olarak tarih sahnesine çıktılar. Solda siyaset yapanlar için Ekim Devriminin özel bir anlamı vardır. Bu öncelikle devrimin kendisinin dünya tarihini değiştirecek kertede önemli olmasından kaynaklanır. Ama bunun dışında, dünyada ilk kez bir işçi devletinin mümkün olduğunu göstermesi sol siyasette Ekim’i özel bir yere oturttu. Bu ise üç temel sorun yarattı: Birincisi, belirli tarihsel ve mekânsal koşulların ürünü olan bir devrim evrenselleştirildi ve neredeyse devrimlerin genel yasası olarak sunuldu. Bununla bağlantılı ikincisi, başka coğrafyalarda ve başka zamanlarda farklı haksızlıklara karşı farklı biçimlerde mücadeleler vermiş milyonların tarihsel tecrübesine göreli bir duyarsızlık peyda oldu. Ve nihayet üçüncüsü, kendi mücadelelerimizde bu anlatı, bize doğru bir rehberlik yapmadı. Oysa başka bir anlatı mümkündü ve bu satırların yazarına göre o anlatı hakikate daha yakındı. Aşağıda yazacaklarım, satır başlarıyla o alternatif anlatıya dairdir. (Okurun, bu yazının Birikim’de yayınlanacak daha uzun bir yazının kısaltılmış hali olduğunu bilmesini isterim. Argümanlarımı desteklediğim tarihsel malzeme o yazıda yer alacak)

31 Mayıs 2012 Perşembe

27 MAYIS DEMOKRATİK DEVRİM SÜRECİNİN EN İLERİ VE EN SON HALKASIDIR.

Sevgili Fikret'in bu çalışmasının okunması ve akıl tutulmasının giderilmesinin başlangıcı olması dileğiyle gönderiyorum. Tabii yayınlanma cesareti gösterilirse...
İyi okumalar.
Naciye Babalık 


To: guncel@...
From: fikretuzun2003@...
Date: Mon, 28 May 2012 05:03:41 -0700
Subject: [guncel] 27 MAYIS DEMOKRATİK DEVRİM SÜRECİNİN EN İLERİ VE EN SON HALKASIDIR.

 
“ ’Terör saltanatı’ döneminde Paris’in ‘malı mülkü olmayan’ kitleleri, bir ara yönetimi aldılar ve böylece burjuvaların kendilerine rağmen, burjuva ihtilalini zafere ulaştırdılar.” Derken Engels, burjuva ihtilallerinin özüne işaret ediyordu. 

İhtilalin, açılan bir küçük kapaktan, barajın tümüne sığmayacak bir kitlenin girmek istemesi ile başladığını anlatıyordu.

Büyük Fransız devriminde iktidarın asillerden burjuvaziye devrini Jakoben diktatoryası gerçekleştirdi. Jakobenizm, burjuva iktidarının ilk ve plebyen gerçekleşme yöntemi oldu. Burjuvazi, her yerde Jakobenizm korkusunu yaymayı, iktidarını güvence altına almanın en güvenilir yolu saydı.

Meşrutiyet İhtilalini gerçekleştiren Jön Türkler, içerdeki ve dışarıdaki karşıtları tarafından hep Jakoben olarak kötülendi. Meşrutiyet ihtilalinin görgü tanıkları şunları kaydediyor;

“ Hürriyet ilan edilir edilmez, gözler hür memleketlere çevrilmişti. Fransız ve İngiliz efkârı umumiyesinin bize müzaharat göstereceği ümit edilmişti. İlk günlerde oldukça sempati gösterilmişti. Fakat derhal yüksek siyaset ve entrika tesirini hissettirdi. Bütün dünya matbuatı Türk İnkılâbı ve İttihat ve Terakki aleyhine döndü. İttihat ve Terakki dar kafalı, Jakoben idi, Mutaassıptı. Zavallı ekalliyetleri (azınlıkları)Türkleştirmek istiyordu. İstiklal istiyordu. Memleketteki ecnebi hâkimiyetini yani kapütilasyonları kaldırmak istiyordu. Avrupa’nın bütün mali muhitleri bu cüretkâr gençler aleyhine dönmüştü.”


Lenin, Jakobenizm İşçi Sınıfını Korkutabilir mi? başlıklı yazısında, bir Rus tarihçisinden aktarma yapıyor; “Sovyetler ‘tüm iktidarı’aldıkları zaman iktidarlarının çok küçük olduğunu hemen anlayacaklar. Ve güç eksikliklerini Jön Türkler veya Jakobenlerin tarihçe sınanmış yöntemlerine başvurarak gidermek zorundadırlar. Bütün sorun bir daha gündeme gelince, onlar, Jakobenizme ve terörizme tenezzül mü edecekler, yoksa ellerini, bu işten, temiz mi tutacaklar? Asıl soru budur, birkaç gün içinde belli olacak” 

17 Mart 2012 Cumartesi

Komünist, Bilim İnsanı Özelliğine (de) Sahip Olmalı

Sadık Varer  02/11/2011  Özgür Üniversite
1917 Ekim Devriminden birkaç yıl sonra, emperyalist kuşatma ve iç savaş koşullarında “zorunlu bir geri adım” vurgusuyla alınan ve fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi ‘farklı’ düşünceleri yasaklayan 10. Kongre Kararlarının zaman içinde teorize edilip kalıcılaştırılması yüzünden emek dünyasının tarih yapıcıları bilim insanı özelliğini yitirmeye başladılar.

15 Mart 2012 Perşembe

Rusya, Lenin'in memleketinde ABD'ye üs veriyor

Rusya, Ulyanovsk kentindeki bir hava üssünün, Afganistan'a ikmal için ABD tarafından kullanılmasına izin vermeye hazırlanıyor. 
T24 14/03/2012
Rusya, Ulyanovsk kentindeki bir hava üssünün, Afganistan'a ikmal için ABD tarafından kullanılmasına izin vermeye hazırlanıyor. Ulyanovsk kenti, adını, Sovyet Devrimi'nin lideri Lenin'den alıyor.

8 Kasım 2011 Salı

EKİM DEVRİMİ

BÜTÜN İKTİDAR SOVYETLERE 


Ilgın Özel 07/11/2011 Muhalefet

Ekim Devrimi, kendi özgünlüğü ve tarihselliği ile birlikte yeni devrimler çağına birçok önemli teorik, ideolojik, siyasal deneyim bırakarak tarih içindeki etkin yerini almıştır. Şimdi zaman, devrimci yöntemdeki sürekliliği kurmak ve kendi özgüllüğümüzde yoğunlaşma zamanıdır.

Daha sonra 16 cumhuriyetten oluşan ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği adını alan Rusya’da gerçekleşen Ekim Devriminin dönemin nesnel ve öznel koşulları içinde gerçekleşti. Bolşeviklerin stratejik yönelimleri her zaman Marksizm temelindeki bir düzen karşıtlığı ile belirlenmiş ve devrim bu yaklaşım sayesinde başarıya ulaşmıştır.

LENİN ve EMPERYALİZM HAKKINDA

Komünist, Bilim İnsanı Özelliğine (de) Sahip Olmalı
Sadık Varer  02/11/2011 Özgür Üniversite
1917 Ekim Devriminden birkaç yıl sonra, emperyalist kuşatma ve iç savaş koşullarında “zorunlu bir geri adım” vurgusuyla alınan ve fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi ‘farklı’ düşünceleri yasaklayan 10. Kongre Kararlarının zaman içinde teorize edilip kalıcılaştırılması yüzünden emek dünyasının tarih yapıcıları bilim insanı özelliğini yitirmeye başladılar.

14 Eylül 2011 Çarşamba

Negri, Agnoli ve Anti-Parlamentarizm

Halil Turhanlı:   13/09/2011  BirGün
Lenin “ çoçukluk hastalığı”, olarak nitelediği ve “ küçük burjuva dağınıklığı” sözüyle eleştirdiği , parlamenter politikayı, geleneksel parti politikalarını reddeden , kendiliğindenciği ve kitlelerin doğrudan ve kendiliğinden eylemini anlayışın günümüzde canlandığını belitmiştim. Bosteels çok haklı olarak , Badiou’yu bu eğilimin temsilcilerinden biri olarak görüyor . Sadece Badiou’yu değil, Antonio Negri’yi de.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Karl Marx Kimdir? – Vladimir İlyiç Lenin

05/05/2011  Jiyan

MARKS, Karl, (yeni takvime göre) 5 Mayıs 1818′de Trier kentinde (Prusya Renanyası) doğmuştur. Babası, 1824 yılında .protestanlığı kabul etmiş bir Yahudi avukattır. Ailesi zengin ve kültürlü idi, ama devrimci değildi. Trier’deki gimnazyumdan mezun olduktan sonra Marks, önce Bonn’da üniversiteye girdi, daha sonra Berlin Üniversitesine geçerek, hukuk öğrenimi gördü, tarih ve felsefeye daha çok ağırlık verdi. Üniversite öğrenimini, Epiküros felsefesi üstüne bir doktora tezi sunarak 1841 yılında tamamladı.