AKP ve Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP ve Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2014 Pazartesi

Kapitalizmden kopmadan sorunları çözmek mümkün değil
Fikret Başkaya-Gün Zileli 28.12.2014  Özgür Üniverside
“Din Soslu, Faşizm/Bonapartizm karması AKP Rejimine Karşı Ortak Muhalefet Cephesi Oluşturmak Şart”
Fikret Başkaya: İstersen genel bir çerçeveden başlayalım. Bugün geçerli olan paradigma az-çok eş zamanlı olarak, XVIII. Yüzyılın son iki on yılında tarih sahnesine çıkan iki devrimin enterseksiyonunda oluştu. Bunlardan birincisi, İngiliz sanayi devrimiydi. Sanayi devriminin başlangıcı için kesin bir tarih vermek zor olsa da, belki James Watt’ın buhar makinasının telif hakkını resmen aldığı tarih olan 1784 yılı alınabilir; Ve ikincisi de, 1789 Büyük Fransız Devrimiydi. Bunlardan birincisi ondan sonraki ekonomik rotayı, ikincisi de politik yönetim tarzını belirledi. Ve yaklaşık 250 yıldan az bir zamanda bu paradigma artık iflas etmiş bulunuyor. Zira, sistem çözdüğünden daha çok sorun yaratmadan yol alamaz durumda. Üstelik sadece sosyal kötülükleri büyütmekle, azdırmakla da kalmıyor, ekolojik dengeleri de sarsıyor ve toplum-doğa metabolizmasında bir kırılma yaratıyor. Velhasıl tam bir sürdürülemezlik durumu söz konusu...

27 Şubat 2014 Perşembe

AKP ve çözüm süreci ve yetmez ama evetçiler

Nuri Ödemiş  26/02/2014  Face book
iktidarın bir çözüm sürecinin veya demokratikleşmenin değil de kendi iktidarını pekiştirmenin derdinde olduğu ta başından beri o kadar belliydi ki; bunu görmemek, anlamamak ve ön görmemek için ya siyasal körlükle malül ya da bilinçli bir iktidar yandaşı veya destekçisi olmak gerekirdi.

30 Temmuz 2013 Salı

'Türkiye'yi kişilikleri yok edilmiş bir heyet yönetiyor!'

Nuray Mert'ten sıcak gündemlere ilişkin çarpıcı değerlendirmeler…

Söyleşi: Mehmet Göcekli / Ş. Murat Özten / Nuray Mert  Demokrat Haber
Nuray Mert, “Perşembenin gelişine Perşembe sabahına kadar duyarsız kalındı” diyor.
Şimdilerde hepimiz Ak Parti iktidarının ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriterliğini tartışıyoruz. Medyadaki tasfiyeler ve çürümüşlük üzerine yazıp çiziyoruz.

8 Haziran 2013 Cumartesi

AKP'nin yıkılışı başladı

Zeki Sarıhan 07/06/2013 Odatv
Yıllardır, aklımın erdiği, dilimin döndüğü, imkân bulduğum kadar yazıp söylüyorum. Geldiğimiz nokta nasıl da bu tespitlerimi doğruluyor. Bunu, hiçbir olaya önyargıyla yaklaşmamaya, gerçeklerden hareket etmeye, beynimi bütünüyle özgürleştirmeye borçluyum. 
İşte daha önce yazıp söylediklerimden doğrulananların bir özeti:
AKP OYLARIN NEDEN YARISINI ALMIŞTI
Birçok insan bunu AKP’nin İslamcılığına bağlıyor iken, gerçeğin başka olduğunu yazıp söyledim. AKP’nin aldığı oyların büyük bölümü onun iktidarından önce ülkenin iyi yönetilmeyişiyle, iktidara gelişinden sonra da halkın refah düzeyinin yükselmesiyle ilgiliydi. Ne kadar çok insan bu gerçeği şiddetle reddetti! AKP döneminde halkın daha da yoksullaştığını ısrarla anlatmaya çalışanlar oldu. Bütün yurda yayılan Taksim protestolarında insanlar tencere tava çalıyor ama bunu başka bazı ülkelerde görüldüğü gibi ekonomik nedenlerle yapmıyor. Kitleler “yoksullaştık” demiyor. Özgürlük istiyor.

3 Mayıs 2013 Cuma

Şefkatli devlet!

BirGün
20 binden fazla polis toplandı Taksim Meydanı’nın etrafında dün. TaaErzurum’dan uçaklarla getirilen polisler… Barikatlar kuruldu.
Metrobüs, otobüs, metro, vapur seferleri iptal edildi. Adaların ana karayla bağlantısı kesildi.
Devlet, kendisi de bir işçi çocuğu olan ve yazları harmanda çalışıp hayatını kazanan valisinin sesiyle uyardı. Fonda “tehlike” vardı o uyarı sırasında. Tehlike inşaattı.
Vali devletin şefkatli sesiyle anlattı, kim 30 metre derinliğinde çukurlar olan bir inşaat alanının yanı başında ailesini, çocuklarını alıp gelerek piknik yapmak isterdi ki? Piknik yapılamayan yerde miting mi yapılırdı?
Çok daha küçük inşaat alanlarının etrafında “İnşaat alanıdır. Girilmez” uyarıları olmaz mı? Güvenlik için!

20 Mayıs 2012 Pazar

AKP Neden Durdu?


Zülfü Dicleli’nin “Muhafazakâr hegemonya – Nereye kadar?” (*) başlıklı yazısının, AKP iktidarının son aylarda hızlandırdığı toplum mühendisliği ve kültürel yeniden yapılanma projesinin, AKP dışında hemen herkesin tepkisini çekmesi ve dışarıdan AKP’ye verilen desteğin, demokrasi perspektifinden her ne gerekçeyle olsun imkansıza yaklaştığı günlerde gelmesi sürpriz değil. 
Mehmet Taş  17/05/2012  Küyerel
Gerçekte, soldan AKP iktidarını destekleyenlerin bir süredir, özellikle de 12 Eylül referandumundan sonra, başlarının üzerinde giderek büyüyen kanserli bir ura dönüştü bu soru: AKP, devleti ele geçirmesine, orduyu kontrol etmesine, yargı ve hukuku neredeyse bir parti aparatı gibi kullanmasına, halkın büyük oranda desteği ve mecliste her türlü yasayı geçirebilecek çoğunluğu olmasına rağmen neden, ‘ileri demokrasi’olarak kısaca tanımlayabileceğim projelerini durdurdu hatta geriye doğru hızla yol almaya başladı? AKP’nin soldan dostlarının çoğu bu soruyu görmezden geliyor. Bazılarının bu soruya psikoterapi diliyle (Erdoğan’ın “Kasımpaşalı” olması vb.) açılımlar getirmeye çalışır ve bir kısmının ise, düne kadar destekledikleri AKP iktidarını hiç bir açıklama getirme gereği bile duymadan aniden eleştirmeye başlamışken, Dicleli’nin en azından bu soruyu açıkça dile getirmesi olumlu. Ancak bunun nedeni, gerçekten bu soruya verilecek yanıtın Türkiye ve solun geleceği ile duyulan kaygılar mı, yoksa solun Avrupada hissedilen yükselişi karşısında kaçınılmaz olarak Türkiye’nin de etkilenmesi durumunda şimdiden kendisini bu alanda konuşlandırma çabası mı olduğuna yazıyı okuduktan sonra karar vermek gerekir.
Dicleli, AKP’nin son aylarda kültürel alanda başlattığı saldırılarına örneklerle girdikten sonra altını çizerek, AKP’nin kimliğinin değişmesi altında “başka nedenler” aramaya başlıyor.

Muhafazakar Hegemonya.Nereye Kadar?

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç 2 Mayıs günü yaptığı açıklamada, hükümetin mevcut devlet tiyatrolarıyla şehir tiyatrolarının özelleştirilmesine karar verdiğini açıkladı. Bu, bu tiyatrolarının fiilen yok edilmesine karar verildiği anlamına geliyor. Aynı zamanda demokrasi mücadelesinde yeni bir döneme girdiğimiz yolundaki saptamaları doğruluyor. Bir süre önce, Murat Belge ile Ahmet Altan Taraf’taki köşelerinde, büyük olasılıkla tesadüfen, aynı gün (21 Nisan) bunun altını çizmişlerdi. 
Zülfü Dicleli  08/05/2012   Küyerel
Murat Belge, başlayan bir “kültür mücadelesinden” söz ediyor ve şöyle diyordu: “Bunu doğrudan doğruya siyasi iktidar yapıyor. Yalnızca İstanbul’un şehir tiyatrolarında yapmıyor; Beyoğlu’ndaki kaldırımlardan Kars’taki heykele, elinin erdiği her yerde yapıyor ve elinden geldiği kadar da yapacak. Onun için bütün bu girişimlerle mücadele etmek gerekiyor. Aslında gerçek mücadele bu.” 

Aynı gün Ahmet Altan da, “Bu toplum asıl büyük kavgayı ’kültür’ alanında yaşayacak” dedikten sonra, “din ve sanat, ahlak ve sanat, kutsal değerler ve sanat sert biçimde çarpışacaklar. Din, ahlak ve kutsallık kavramlarının temel özelliği ‘sınırlara’ sahip olmasıdır. Sanatın temel özelliği de hiçbir sınırı kabul etmemesidir” diye devam ediyordu: “Sınır koymak isteyen ile sınırları tanımayan mutlaka çatışacaktır.” 

27 Şubat 2012 Pazartesi

Korkutan suçlu, peki korkan?

Aydın Engin  T24
Medyada AKP yönetiminin, hele hele kibir kumkuması kesilmiş Başbakan’ın hoşlanmadığı yazılar yazan, programlar yapanlar birer ikişer susturuluyor. Üstelik AKP takımının “istemedikleri” çok geniş bir palet. İdeolojik (=Dünya görüşüne ilişkin) olarak zaten karşı olanları, itirazlarının omurgasını kapitalizm oluşturduğu için AKP’nin ekonomi politikalarını insanlığa ve ülkeye zararlı görenleri; Marksizmin felsefi temelleri uyarınca AKP’nin referanslarını reddedenleri zaten “düşman” olarak görüyorlar. Bu doğal ve anlaşılabilir bir tutum.
Ama itirazlarını böylesi ideolojik temeller üstüne kurmayan, ancak Kürt sorununda şiddete dayanan çözümleri reddedenler; hukukun siyasal hedeflere ulaşmada bir kaldıraç gibi kullanılmasını eleştirenler; kirli ekonomik ilişkilere dikkat çekenler; yolsuzluklarla mücadele edilmeyişe vurgu yapanlar da “istenmeyenler” listesindeler.