Ruşen Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruşen Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2012 Perşembe

Ruşen Çakır ne yapmak istiyor?

Rıdvan Akar  T24
Yaşamımızı ve seçimlerimizi dogmalar belirlediğinde yaftalarla geziniyoruz.
İronik olarak tıpkı Zaman Gazetesi’nin reklamındaki gibi…
Muhatabımızı ama en çok muarızımızı o yaftalara sığdırmaya çalışıyoruz.
Sığmadığında ise kenarından, ucundan keserek yani karşımızdaki görüşü budayarak, o yaftanın içine yerleştiriyoruz.
Ruşen Çakır’ı 20 yıldan uzun bir süredir tanıyorum.
Ayet ve Slogan kitabı ben ve benim gibiler için hiç bilmediğim(iz)  bir mecrayla, İslami gruplar, eğilimler ve tarikatlarla ilk tanışmamı(zı) sağlamıştı. Adeta ‘okuma kılavuzu” işlevi görmüş, anlama ve empati kurma konusunda ufkumuzu genişletmişti.

2 Mart 2012 Cuma

Ruşen Çakır; Ne Şeriat Ne Darbe: “çok çarpıcı ve hazin bir örnek”

BirGün
Yapma Ruşen Çakır, din kardeşiyiz…
Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır, köşe yazısında 28 Şubat ile ilgili olarak sosyalist solu mercek altına almak istemiş. Bu konuda “çok çarpıcı ve hazin bir örnek” olarak da Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ni görmüş. Gerçekten de yazıyı okudukça hüzünden hüzne koştum. Analizleri okudukça da ayrıca bir çarpıldım.

“Ne şeriat ne darbe” sloganının sola indirdiği darbe

Ruşen Çakır  28/02/2012    Vatan
O günleri yaşamamış olan bir kişi, 15. yılında 28 Şubat süreci hakkında yazılanlara, söylenenlere bakınca toplumun ezici bir çoğunluğunun TSK’nın siyasi sürece müdahalesine karşı olduğunu, hatta ona direndiğini düşünebilir. Halbuki gerçek farklıydı. Örneğin 28 Şubatçılar güçlü bir toplumsal desteğe sahiptiler. Ayrıca dişe dokunur bir direnişle de karşılaşmadılar.

Hatırlıyorum, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 9-11 Temmuz 1999 tarihlerinde düzenlediği 2. Abant Toplantısı’nın bir oturumunda 28 Şubat sürecini masaya yatırmak amacıyla “Türkiye’de devletten bağımsız sivil bir İslami hareket olmuş olsaydı, 28 Şubat sürecine karşı sivil itaatsizlik eylemleri düzenlenebilirdi” demiş ve anında Fethullah Gülen cemaatinin o tarihte etkin isimlerinden olan, vakfın eski başkanı Latif Erdoğan’ın hışmına uğramıştım. Erdoğan, 11 Temmuz 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin kayıtlara geçirdiği gibi “Sen ne demek istiyorsun? Ayaklanma mı olması gerekirdi? Provoke mi ediyorsun?” diye gürlemişti lakin katılımcılar arasında Prof. Niyazi Öktem gibi, bu terimin anlamını ve Thoreau, Gandi gibi teorisyen ve uygulayıcılarını bilenler vardı da “sivil itaatsizlik”in ayaklanma değil pasif direnme anlamına geldiğini öğrenmiş oldu.

ÖDP’nin kaçırdığı fırsat

15 Ocak 2012 Pazar

Öyle bir geçecek zaman ki!

Ruşen Çakır  Vatan
2011 tek kelimeyle berbat bir yıldı. 2012 da berbat bir yıl mı olur, bilemem ama daha şimdiden çok ama çok acayip bir yıl olacağını iddia edebilirim. Çünkü 2012’nin Türkiye için çok şeylere gebe olduğu kanısındayım. Son 10 yılda yaşadığımız büyük altüst oluşların, yeni saflaşmaların, alışılmadık türden iktidar savaşlarının bu yıl katlanarak süreceğini, bunun da beraberinde yeni değişim ve dönüşümleri getireceğini düşünüyorum. Bu değişimlerin iyiye mi yoksa kötüye mi doğru olacağını söylemek, benim açımdan mümkün değil, en azından şimdilik. Kaldı ki “iyi” ve “kötü” de herkesin bakış açısına göre değişiyor. Örneğin bana göre “berbat” olan 2011’i “müthiş” bir yıl olarak gören çok kişi var.
Kürt sorununda son şanslar