Türkiye barış meclisi.org
AKP Hükümeti'nin “Milli Birlik ve Kardeslik Projesi” ya da “Demokratik Çözüm Programı” giderek “Imha ve Tasfiye Programı” haline dönüsmüstür!
29 Mart 2009 Yerel Seçimleri sonrasında AKP Hükümeti tarafından Kürt Sorunu'nun çözümüne yönelik baslatılan süreç, toplumda yarattıgı umut ve beklentilerin aksine kısa sürede tıkanma noktasına gelmistir. Özellikle son aylarda ard arda yasanan olumsuz gelismeler adeta en basa dönüldügü, hatta hiç böyle bir süreç yasanmamıs duygusuna yol açmaktadır.
Söz konusu tıkanma halini izah edebilecek tarihsel, sosyal ve siyasal açıdan pek çok analiz yapılabilir. Bu baglamda, statükocu güçlerin çözüm sürecine gösterdigi direnç, yıllardır sürdürülen inkâr ve imha politikalarının toplumda yol açtıgı kutuplasma ve yarılma, egemenler güçler arasında yasanmakta olan sert iktidar çatısması vb pek çok gerekçe öne çıkabilir.
Ancak, sürecin bu noktaya varmasında en temel etken AKP Hükümeti'nin Türkiye'nin demokratiklesmesine ve Kürt Sorunu'nun çözümüne dair yasadıgı kafa karısıklıgı, yanı sıra samimiyetsizligi ve inançsızlıgıdır.
Asagıda yapılan degerlendirmelerden de çok açık biçimde görülecegi gibi AKP Hükümeti, Türkiye'nin demokratiklesmesine pragmatik ve araçsal olarak yaklasmakta, Kürt Sorunu'nun çözümünü de sadece kendisinin yararlanabilecegi bir “siyasal rant” süreci olarak görmektedir.Söz konusu pragmatik ve araçsal yaklasımının en son örnegini kısa bir süre önce gündeme gelen Anayasa degisikligi sırasında gördük.
Hatırlanacagı gibi “en genis toplumsal katılım ve mutabakatla hazırlanacak, çogulcu ve özgürlükçü” bir anayasa, ilk kez Içisleri Bakanı Besir Atalay tarafından 13 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda kamuoyu ile paylasılan “Demokratik Açılım Programı”nın uzun vadeli hedefini olusturmaktaydı.
Anayasa degisikligi, Kürt Sorunu'nun çözümü, dolayısıyla da Türkiye'nin demokratiklesmesi bakımında temel bir role sahipken Hükümet tarafından “uzun vadeli adım” olarak ilan edilmesi ve yöneltilen tüm elestirilere ragmen bu yaklasımda ısrarlı olunması ne “Kürt açılımı” ile ne de “demokratik çözüm” ile bagdasmıyordu.
Ne var ki, daha sonra yasanan birtakım siyasal gelismeler karsısında AKP Hükümeti adeta “dün dündür bugün bugündür” anlayısıyla aniden anayasa degisikligini gündeme getirmistir. Sonuçta, toplumun arzu ve taleplerini dikkate almadan, sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi çevreleri süreci katmadan hazırlanan ve Kürt Sorunun çözümü açısında somut hiçbir degisiklik içermeyen bir paket TBMM'den geçerek toplumun önüne koyulmustur.
AKP Hükümeti'nin bu tür saglıksız yaklasımlarının olumsuz etki ve sonuçları ülkenin kanayan yarası Kürt Sorunu açısından çok daha kaygı verici ve yıkıcı olmaktadır:
Nitekim, son bir yılda yasanan, binlerce Kürt siyasetçinin insan hakları savunucusunun, barıs aktivistinin ve sendikacının tutuklanması, binlerce çocugun gözaltına alınıp, tutuklanması ve cezalandırılması, DTP' nin kapatılması, siyaset yasaklarının getirilmesi, Ahmet Türk'e saldırılması, bilhassa batı illerinde Kürtlere yönelik saldırıların artması, askeri operasyonların ve sınır ötesi harekatların yeniden baslaması gibi gelismeler sonucunda “Demokratik Çözüm Programı” adeta bir “imha ve tasfiye” programına dönüsmüstür.
Bu dönüsümün son göstergesi ise 19 Ekim 2009 tarihinde, sürecin önünü açmak için PKK lideri Abdullah Öcalan'ın çagrısıyla Kandil'den ve Maxmur'dan Barıs ve Çözüm grubu olarak gelen 34 kisi hakkında “Türkiye'ye geldikleri” gerekçesiyle açılan dava ve grubun sözcüsü Mehmet Serif Gençdal'ın tutuklanması dır. Barıs ve Çözüm grubuna yönelik tutuklamalarıa devamı ve ilk durusması 17 Haziran 2010 tarihinde Diyarbakır 6. Özel Yetkili Mahkemesi'nde görülecek olan söz konusu davanın olumsuz sonuçlanması kaçınılmaz olarak barıs fikrine, barıs umutlarına yönelik vurulan en büyük darbelerden biri olacaktır.
Öte yandan sürecin giderek bir tasfiyeye dogru evrildigi duygusunun
Kürtler arasında yaygınlasması ve güçlenmesi, beraberinde savunma ve kendini koruma reflekslerine yol açacagı da asikârdır. Elbette bu reflekslerin olusmasında askeri operasyonların ve sınır ötesi harekâtların etkisi yadsınamaz. 1 Ocak 2010 ile 31 Mayıs 2010 tarihleri arasında operasyon ve çatısmalar sonucu toplam 74 kisi yasamını yitirmistir.
Ölen 74 kisinin 35'i asker, 27'si HPG militanı, üçü polis memuru, altısı geçici köy korucusu ve ikisi sivil, biri özel güvenlik görevlisidir.
2010 Ocak ayında çatısmalar sonucu bir kisi yasamını yitirirken bu sayı Mart ayında 8, Nisan ayında 19, Mayıs ayında ise 46 kisiye ulasmıstır. Rakamlar kaygıdan öte ürküntü vericidir.
Tüm bu kaygı verici gelismeler karsında Türkiye Barıs Meclisi olarak barısa ve çözüme dair umut ve beklentilerimizi inatla korumak istiyoruz. Bu nedenle de AKP Hükümeti'ni henüz yol yakınken “imha ve tasfiye” ye yönelik girisimleri durdurmaya ve insan hakları, sosyal adalet, demokrasi ve barısın tesis edildigi bir Türkiye için gerçek bir “demokratiklesme programı”nı yasama geçirmeye davet ediyoruz.
Bu amaçla da daha önce hazırladıgımız ancak siyasal gündemdeki hızlı degisimler nedeniyle beklettigimiz, ancak gelinen noktada bir gereklilik kazanan AKP Hükümeti'nin “Demokratik Çözüm Programı”nın kapsamlı elestirisini kamuoyu ile paylasmayı görev biliyoruz.
Söz konusu program bir bütün olarak, özellikle de orta ve uzun vadede atılacagı belirtilen adımlar, gerek Türkiye'nin demokratiklesmesi için yıllardır ugras veren kesimlerin ısrarla talep ettigi gerekse AB'ye uyum süreci nedeniyle Türkiye'nin/Hükümetin önünde ev ödevi olarak durmakta olan konu baslıklarından olusmaktadır. Baska bir deyisle bu adımlar, AKP Hükümeti'nin ülkede Kürt Sorunu gibi bir “sorun" olsun ya da olmasın zaten atması gereken adımlardır ve bu sorununun çözümü için gerekli olanın ancak küçük bir bölümüne tekabül etmektedir.
Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik pek çok boyuta sahip Kürt Sorunu'nun demokratik, barısçıl ve adil çözümü, özünde her türlü araçsal yaklasımdan uzak ve demokrasinin kendi baßına bir deÛer oldugu anlayısına dayalı gerçek bir “demokratiklesme projesi” ile mümkündür. Böylesi bir proje her seyden önce temel hak ve özgürlüklerin amasız, fakatsız en genis biçimde kullanımını basta Kürtler olmak üzere Türkiye'de ayrımsız herkes için teminat altına alınmasını amaçlamalıdır.
Ancak, Kürt Sorunu basta kimlik ve kültürel haklar olmak üzere Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınmasının da ötesinde bir boyuta sahiptir.
Kürt Sorunu özünde, temel hak ve özgürlüklerden yoksunluga da referansları olan siyasal bir meseledir. Kürtler, siyasal alanda kendi temsilcileriyle dogrudan yer almak, sorunlarına yönelik çözümler üretilirken özgürce iradelerini ortaya koymak, siyasal olarak tanınmak ve muhatap alınmak istemektedirler.
Dolayısı ile çözüm için olusturulacak bir proje sorunun bu boyutuna da yanıt vermelidir.
Ne var ki, muhataplık, sürecin basından beri AKP Hükümetinin görmezden geldigi bir konu olmustur. Hükümet, adeta çözümü Kürtler ve siyasal temsilcileri olmadan, Kürt sorununu “sorun” olarak yasayanları sürece katmadan gerçeklestirmek istemektedir.
Tüm bunların yanı sıra “Demokratik Çözüm Programın” ilan edildigi günden bu yana yarım yıl gibi azımsanmayacak bir süre geçmesine karsın program gereklerinin yerine getirilmesi yönünde gösterdigi çabanın sınırlılıgı da AKP Hükümeti'nin inandırıcılıgı ve samimiyeti açısından önemli bir gösterge olmaktadır.
Örnegin; çözüm ve demokratiklesme tartısmalarının da ötesinde toplum vicdanı kanatan bir sorun haline gelen Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılanan çocukların durumunu nispeten düzeltecek olan yasa bir türlü çıkarılamamıstır.
TBMM'nin Temmuzda tatile girecek olması nedeniyle Hükümetin belirledigi öncelikle ele alınması gereken yasa tasarıları arasında söz konusu tasarı yoktur.
Kısacası çocuklar ile ilgili yasa “bir baska bahara" kalmıs gibi gözükmektedir.
Kaldı ki, çocuklarla ilgili olan üç maddelik degisikligi içeren bu tasarı bir adım olabilir ama yine söz konusu çocuklara bu konuda uygulanan diger yasa maddeleri ve mevcut zihniyet göz önüne alındıgında sorunun çözümü için bu yasa tasarısının gelistirilmesi geregi de açıktır.
Dileriz ekte yer alan elestiri ve önerilerimizin bir yararı olur ve AKP Hükümeti, BM Güvenlik Konseyi'nin geçici üyesi bir ülkenin hükümeti olarak dünya barısı için gösterdigini ifadeettigi duyarlılık ve çabayı ülke barısı için de gösterir.
Türkiye Barış Meclisi
http://www.turkiyebarismeclisi.org/v1/sites/default/files/baris_son_10062010_0.pdf
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder